İnsanoğlu yaşamı süresince kendini garanti altında tutmak ister. Bu tür eğilimlerde bulunarak çalışmalarını sürdürür. Kendini güvende hissetmediği vakit farklı arayış ve çalışmaların arasına girer. Bu güvensizlik arkadaştan, işten veya eşten kaynaklansa dahi bağları koparmaktan çekinmez. Çünkü güven, beraberliğin mihenk taşıdır. 

Allâh Te'âlâ, kâinattaki canlıları varlık sahasına sokmadan önce her birinin rızıklarını tayin ve tespit etmiştir. Kimin ne elde edeceği ve ne kadar elde edeceği ruhlar aleminde belli olmuştur. Buna günümüzün ifadesiyle GENEL RIZIK SİGORTASI adını verebiliriz. Bu sigortanın kapsama alanı öyle geniş ki herkesi içine almaktadır. İnsanlar, karada yürüyen hayvanlar, denizdeki balıklar, havada uçan kuşlar… Tabiatları, coğrafyaları ve beslenme şekilleri farklı olmasına rağmen tamamı vakti geldiğinde, karşılığında ödeme yapmaksızın, rızkını almaktadır.
Allâh Te'âlâ Kur’an’da "Nice hayvanlar var ki, rızkını (yanında) taşıyamaz; Allâh onlara da rızık veriyor, size de! O her şeyi işiten ve bilendir." {1} buyurmaktadır.

Bu ayet ışığında şunları söyleyebiliriz:

Her canlının rızkını Allâh veriyor. O canlı sebep dairesinde rızkını almaktan aciz olsa dahi Allâh ona rızkını gönderecektir. Çok zeki olması, kuvvetinin yerinde olması veya çalışkan olması, kişiye belirlenmiş olan rızkı arttırmaz. Aynı şekilde kişinin ahmaklığı, beceriksizliği, tembelliği belirlenmiş olan rızkını eksiltmez.
Sadece kul olarak sebeplere sarılmaya dikkat ederiz. Çünkü Rabbimiz kişilerin rızıklarını farklı yerlere göndermektedir. Kimine tarlaya, kimine fabrikaya, kiminin de ticaret hanesine göndermektedir.

Örneğin; kişinin sabahleyin erkenden fabrikaya gidip orada akşama kadar çalışması, Allâh tarafından gönderilecek olan kargoyu beklemesi ve almasıdır. İşe gitmemesi de kargo ile gönderileni karşılamaması demektir. Kula düşen vazife gönderilen kargoyu karşılayıp almaktır. Kur’an’a olan imanımız rızkın kesinlikle geleceğine dairdir. Bu hususta şüpheye yer yoktur.

Rızık sadece ocakta pişen fasulye midir?


Rızkı sadece yiyecek ve içecek olarak anlamak da yanlıştır. Allâh’ın kullarına verdiği her nimeti rızık olarak anlamamız gerekir. Mademki nimetlerini kullarını faydalandırmak üzerine verdi; o zaman bu rızıktır. Ahiret penceresini de açıp meseleye daha kapsamlı baktığımızda, bizlere mihnet gibi görünen, acı veren sıkıntılar dahi rızıktır. Örneğin yeni doğmuş sakat bir çocuğun getirdiği meşakkat, dünya standartlarında rızık olarak görülmeyebilir. Lakin ahirete bakan boyutu irdelendiğinde Cennet-i Firdevslerin elde edilmesinde rızık olarak görülecektir. Bu nedenle rızkı nimet ve mihnet arasında gidip gelen her şey olarak düşünebiliriz.
Rızkın duadan öte çalışmakla elde edileceği unutulmamalıdır. Rızkımızın alem yaratılmadan önce belirlenmiş olması bizi tembelliğe itmemelidir. Bilakis o, rızka ulaşmak için kapıyı zorlamaya sebep olmalıdır. Sigortalı olduğumuzu bilmemiz şu açılardan faydalı olacaktır:

AHarama karşı koruma duvarı oluşturulmuştur. Zira kişi, haram yolu kullansa da kullanmasa da o rızık kendisine ulaşacaktır. Bu nedenle bir esnaf, dükkanına gelen müşteri kendisinden alış veriş yapması için yalan söylese de söylemese de malı kusurlu olduğu halde malının sağlamlığına dair yemin etse de etmese de o müşteri alış verişini yapacaktır. Bunu bilen mü’min haramdan kaçınır, dürüst davranır.

BTevekkül mekanizmamızı çalıştırarak üzülmememizi sağlar. Çünkü tevekkül sahibi kişi "Niçin çok çalıştığım halde bu kadar az kazanıyorum? Halbuki falancalar az çalışıyorlar çok kazanıyorlar." gibi beyni kemiren düşüncelerin cevabını bilir: Allâh o kadar takdir etti.
Kanaati rızkın ayrılmaz parçası olarak görmemiz gerekir. Zira kanaat rızkın az veya çokluğuna rıza göstermektir. Rızkına kanaat etmeyen kimseyi de şu sitemkar ifadelerle kınamaktadır: "Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların dünya hayatındaki geçimlerini aralarında Biz taksim ettik. Bir kısmım diğerinin üstüne çıkardık ki derecelerle bazısı bazısını tutsun çalıştırsın. Rabbinin rahmeti ise onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."  {2} Ayete göre kişinin elindekine hoşnut olmaması, Allâh’ın taksimine razı olmaması demektir. Fakat sahip olduğumuz imanımız Allâh ne verirse versin yetinmeyi gerektirmektedir.
Çevremizin duyarlılık konusunda zayıf davrandığı konulardan birisi de rızık konusunda aceleci davranmamızdır. Halbuki Allah-u Te'âlâ hepimize rızkımızı tayin etmekle birlikte vakti geldiğinde aksaklığa uğramadan göndermektedir. Trafik sıkışması, isim cisim karışması, eksik fazla gönderilmesi ilahi kanunda yoktur. Bu nedenle hemen panik havasında etrafta "İşimiz çok kötü" fiskosunu şikayet mahiyetinde yapmak yanlıştır.
Evlenme evresinde olan kızların da cinci hocalara kısmet açtırma niyeti ile gitmeleri yanlıştır. Koca bir rızıksa, ki rızıktır, kısmeti açacak olan da kapatacak olan da Allâh’tır. Böyle bir eğilim Rabbimizin ayetini görmezden gelmek demektir. Zira Rabbimiz "Allah, insanlara rahmetinden her neyi açarsa artık onu tutacak (alıkoyacak, kısacak) kimse yoktur. Her neyi de tutarsa (kısarsa, alıkoyarsa) ondan başka salacak yoktur." {3} buyurmaktadır. Mü’minler olarak Allâh’a dua ederiz. Mü’minlerden dua isteriz. Rızkımızın genişlemesi için Peygamber Efendimiz’den (Sallâllahu aleyhi ve Sellem) gelen talimatlara ne kadar uyduğumuzu gözden geçiririz. Eksik bir şey varsa tamamlamaya çalışırız. Lakin Allâh’ın taksimatının, rızkı genişletmenin veya rızkı daraltmanın kimsenin tekelinde olmadığını bilir ve böyle inanırız.

Allâh'ın Gönderdiği Rızkı Almaya Gitmek Sevap mı?

Peygamber Efendimize (Aleyhisselam) bir genç uğradı. Ashabı kiram onu güçlü, kuvvetli, sağlığı yerinde görünce: "Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bu kimse Allah yolunda (savaş meydanlarında cihad eden) bir kimse olsaydı." dediler. Peygamber Efendimiz de (Sallâllahu Aleyhi ve Sellem):" Eğer küçük çocuğunun rızkını sağlamak için çalışmaya çıktıysa Allah yolundadır. Eğer yaşlı olan anne babasının rızkını sağlamak için çalışmaya çıktıysa Allâh yolundadır. Eğer kimseye muhtaç olmamak için çalışmaya çıktıysa Allah yolundadır. Eğer gösteriş ve övünmek için çalışmaya çıktıysa şeytanın yolundadır." {4}

Ayetlere inanmakla birlikte onlara güvenen ve teslim olan kimse, maddiyata dayalı sıkıntılı imtihan süreci yaşadığında isyan etmez. Müslümanlığının gereklerini yerine getirmekte zafiyet göstermez. Bilakis önceden yapmış olduğu ibadetlere oranla ibadetinin kalite ve miktarını arttırarak daha takva bir kul olmaya çalışır. Böylece Allâh’ın kendisine bir çıkış yolu açmasını ve ummadığı yerden rızıklandırmasını bekler. Zira Allah-u Te'âlâ: "Her kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu sağlar. Onu ummadığı (hatır ve hayale gelmeyen) yerden rızıklandırır." {5} buyurmuştur. 
Mü’min rızık endişesi olmayan kimsedir. Çünkü Allâh’ın kendisine rızık vermeyi üstlendiğini bilir. Bu yüzden ekonomik krizler yaşandığında "Halim ne olacak! Acaba ayın sonunu getirebilir miyim?" ikileminde olmaz. Allâh’ın göndereceği rızkın trafiğe takılmayacağını bilir ve sabreder. Ayrıca adına gönderilen kargosunu almayı da ihmal etmez. Almaya gidiş gelişinde de Allâh’ın kendisine bahşedeceği sevapları ümit eder.
                                                                                                     

{1} Ankebut Suresi 60

{2} Zuhruf Suresi 32

{3} Fatır Suresi 2

{4} Müstedrek 282

{5} Talak Suresi 2/3

Bu değerli makale Talha Yiğit Hocaefendiye aittir.